İnsanlık Ayıbı: Ruanda Katliamı 1994

Ruanda’da 1994’te Hutular, dönemin Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana’nın uçağının düşürülmesinden sorumlu tuttukları Tutsilere karşı soykırım başlatmıştı. Ülkede 100 gün süren katliamda 800 binden fazla Tutsi hayatını kaybetmişti.

Ruanda’da 1994 yılının nisan ve temmuz aylarında 3 ay boyunca çoğunluğu Tutsi olan 800 bin kişi öldürüldü.

Olaylar, Tanzanya’da Ruanda Yurtseverler Cephesi (RYC/RPF) ile barış müzakerelerinden dönen Ruanda Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana’nın Falcon 50 tipi uçağının nereden geldiği belirlenemeyen bir füze tarafından 6 Nisan 1994’te düşürülmesiyle başladı.

Habyarimana’nın öldürülmesinden bir gün sonra Hutu hükümetinin talimatıyla Tutsi soykırımı başladı.

Katliamlar, Ruanda Silahlı Kuvvetleri (FAR) ve Interahamwe Hutu milislerinin yanı sıra Tutsi karşıtı çok sayıda Hutulu sivil tarafından gerçekleştirildi. Yaklaşık 100 gün süren katliam sonucu 800 bin ila bir milyon Tutsi katledildi.

Soykırım, 4 Temmuz’da Paul Kagame liderliğindeki Ruanda Yurtsever Cephesi’nin (RYC/RPF) önderliğindeki Tutsi güçlerinin başkent Kigali’ye girmesiyle sona erdi.

Ruanda, Afrika kıtasının orta bölümünün doğu kısmında yer alan ve denize kıyısı bulunmayan bir ülkedir. Ülkenin sınır komşuları Uganda, Tanzanya, Burundi ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti oluşturmaktadır. Başkenti Kigali’dir.

Ruanda nüfusunun yüzde 90’ı Hutu, yüzde 9’u Tutsi, yüzde 1’i Prigme idi. Prigmeler yaşam alanı ve kültür olarak diğerlerinden farklı olsa da o güne kadar bir arada yaşayan Tutsi ve Hutular birbirlerinden çok farklı görülmüyordu.

Önce Alman, daha sonraki yıllarda ise Belçika kolonisi haline getirilen Ruanda’da 3 topluluk (Hutu, Tutsi ve azınlık Pigmeler) sömürgecilerin gelişine kadar beraber yaşarken sömürgeci dış güçlerin gelişiyle toplumsal yapı değişime uğradı.

Belçikalıların Tutsilerden ayrıcalıklı yönetici bir sınıf oluşturma siyaseti, sömürgecilik sonrasında kanlı çatışmalara zemin hazırladı. Avrupa’daki ırkçılık anlayışının Ruanda’da tatbik edilmesi akraba toplulukları birbirine düşman hale getirdi.

Sayısal üstünlüğe sahip Hutuların kabullenemeyeceği bu durum 1950’lerin sonunda etnik çatışma riskini gündeme getirmeye başladı.

1959 yılında Tutsi kralının tahtından indirilmesi, iki akraba topluluk arasında daha sonraki yıllarda soykırıma dönüşecek olayları başlattı. 1959 olaylarında kaçan Tutsilerin geri dönüş çabaları, 1963 yılında Cyanika ve Kaduha gibi bölgelerde 21 bin kişinin ölümüyle sonuçlandı.

1959-1963 yılları arasında yaşanan olaylara, 1973-1974 yıllarında yenileri eklendi. Bütün bu olaylarda Tutsiler, etnik soykırıma tabi tutuldu. Sağ kalanlar Burundi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda’ya göç ettiler.

Çevre ülkelerde artmaya başlayan Tutsi nüfusu, bu ülkelerde organize olarak Paul Kagame önderliğinde silahlı Ruanda Vatansever Cephesi’ni (Rwandan Patriotic Front/RPF) kurdu. Bu silahlı oluşum, daha sonraki yıllarda Tutsilerin katliamdan kurtarılması için tek umut haline gelecekti.

1950’den sonra Hutular desteklenince ilk ‘öç alma’ 1959’da başlıyor. Belçika desteği ile ayaklanan Hutular, yaklaşık yirmi bin Tutsi’yi katletti. Olaylardan kaçan iki yüz bin çevre ülkelerin kamplarına kaçmıştır. 1962 yılında Ruanda bağımsızlığına kavuştu. İktidara gelen Hutu Hükümetinin ilk işi Tutsilerin haklarını budamak olmuştur.

Ordudaki Hutu subayları, Hutulu milisleri eğitiyordu. Ülkenin ekonomisi kötü olduğundan ateşli silah temin etmek kolay değildi. Bu yüzden Fransız tüccarlar vasıtasıyla Çin’den yüz binlerce satır ve pala satın alındı.

Katliam için her şey hazırdı. Katiller satırlarını biliyorlardı. 6 Nisan 1994 tarihinde bir Hutu olan Ruanda devlet başkanının uçağı başkent Kigala’da düşürüldü. Bu, ülkede bir kaos ortamı oluşturdu.

6 Nisan günü dünya tarihinin en kanlı günlerinden biri yaşandı. Ülkenin resmi devlet radyosundan yapılan katliam çağrısı ile Irkçı Hutular başta eğitimli Tutsiler olmak üzere önceden belirlediği tüm Tutsileri doğramaya başladı.

Parası olan Tutsiler, ücret karşılığında ateşli silahlarla öldürülmeyi seçebiliyorlardı. Parası olmayanlar ise pala, bıçak, taş ile acı çektirilerek öldürüyorlardı. Artık yorulan Hutular dinlenmek için yakaladıkları Tutsilerin kaçmamaları için aşil tendonlarını kesiyorlardı.

Hutu Hükümeti ve Birleşmiş Milletler soykırıma göz yumdu.

Hükumet, olaylara müdahale etmiyor, hatta göz yumuyordu. Hatta ve hatta ordu, saldırganlara silah temin ediyordu.

Tutsilerin artık tek umudu Birleşmiş Milletler (BM) idi. Olaylardan önce Ruanda da görevli BM yetkilileri, Genel Sekreterliğe katliam uyarısında bulunmuş ve önlem almanın gerekli olduğu iletilmişti. Katliam sırasında Ruanda da 2 bin 500 BM askeri vardı.

Olaylarda 10 Belçika askeri öldüğü bahanesi ile BM Güvenlik Konseyi aldığı kararla asker sayısının 240’a düşürülmesine karar verildi. Yani BM, Tutsileri Hutulara teslim ediyordu.

BM çekilince meydan milliyetçi Hutulara kalır.

BM askeri gücü de ülkeyi terk edince artık katliamın şiddeti insan aklının hayal edemeyeceği yerlere geldi. Ülkede artık ceset koyacak yer kalmadı. Ülkedeki Kagere Nehrinden bir günde 60 bin insanın cesedi kıyıya vurdu. Radyolar sürekli ‘Böcekleri ezin! anonsu yapıyorlardı.

Hutuların, silah sahibi olacak kadar dahi paraları olmadığı için Tutsiler önce boğularak öldürülür, ancak boğarak öldürme yöntemi fazla efor gerektirdiği ve bu yöntemle az sayıda Tutsi öldürülebildiği için farklı bir yol aranır.

Bu esnada Fransız tüccarlar, Tutsilerden yağmaladıkları paralar karşılığında Hutulara satmak üzere Ruanda’ya gemilerle Çin’den temin ettikleri ucuz balta, satır ve palaları getirirler.

Rivayete göre 5 sente Çin’den alınan bir balta, sefalet içindeki Ruanda’da bir dolara alıcı bulabilmiştir.

Hutu milisleri, artık öldürecek Tutsi bulamıyorlardı ve bu yüzden sinirlenip ölü Tutsi kadınlara tecavüz ediyorlardı.

100 gün içinde yaklaşık bir milyon sivil katledilmiştir. Soykırımdan sadece 300-400 bin arasında Tutsi kurtulabilmiştir. 250-500 bin kadına tecavüz edilmiş, bu kadınlar 20 bin kadar çocuk doğurmuştur. Hayatta kalanların 75 bini soykırım sonucu öksüz kalmıştır.